| DİYALOG VE EĞİTİM ... |
Sasirtan Gercekler
Hayvanları böyle bilmiyordunuz
12 Mart 2007 Pazartesi 11:59
Yeryüzündeki
canlılar hakkında yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan bazı
gerçekler, duyanları şaşkına çeviriyor. İşte, şaşkınlığa neden olan
gerçekler...
Dünyanın en büyük timsahı 6 metre boyunda, ağırlığı ise 1 tondan fazla. - Develerin 3 tane kaşı vardır. - Istakozların kanı mavidir. - Bir sineğin hızı saatte 8 km’dir. - Sıçan, deveden daha uzun bir süre susuz kalabilir. - Erkek güve, dişi güvenin kokusunu 14 km’den alabilir. - Bazı böcekler kafaları kopmasına rağmen 1 sene yaşayabilir. - Zürafa kulaklarını diliyle temizler. - Çikolata köpekleri öldürebilir. Gerçek çikolata köpeklerin kalbini ve sinir sitemini olumsuz şekilde etkiler. - Yarasalar bir mağaradan dışarı çıkarken hep sola döner. - Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir. - İngiltere’deki bütün kuğular, kraliyet ailesine aittir. - Kutup ayıları solaktır. - Baykuş mavi rengini görebilen tek kuştur. - Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur. - Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi Çinlilerdir. - Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar. - Bir karıncanın koku alma yeteneği, en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir. - Hamam böcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde, hiçbir değişime uğramamışlardır. - Kediler ultrason seslerini duyarlar. - Zürafa 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptir. - Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunur. - Dünyanın en büyük hayvanı mavi balinadır. Aynı zamanda hayvanlar aleminin en hızlı büyüyen hayvanıdır. Kilosu 22 ayda 26 tona kadar ulaşır. - Dünyanın en hızlı hayvanı Leopar’dır. Hızı saate 100 km.’ye ulaşır. - Dünyanın en hızlı kuşu Boğazlı Kırlangıçtır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır. - İyi bakılan ve erken yaşlarda kısırlaştırılmış bir tavşan 8 ila 12 sene yaşar. - Kediler 100 değişik ses, köpekler ise 10 ses çıkartabilir. - Son 4 bin sene içerisinde herhangi yeni hayvan evcilleştirilmemiştir. - Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir. - Atlar bir aya kadar ayakta kalabilirler. - Kedilerin her bir kulağında 32 adale vardır. - Bir inek hayatı boyunca yaklaşık 200 bin bardak süt üretir. - Karıncalar uyumaz. - Her sene Amerika’daki hayvan bakım yerleri 30 bin kedi ve köpeği uyutma mecburiyetinde kalmaktadır. - Hastalanmayan tek hayvan köpekbalığıdır. - 2 bin 600 değişik cins kurbağa vardır. - Yılanlar duyamaz. - Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar. - Filler zıplamayan tek memelidir. - Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir. - Atların, insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır. - Fareler kusamaz. - Yunuslar gözleri açık uyur. - Kangurular geri geri yürüyemez. - Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir. - Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir. - Sineklerin 5 gözü vardır. - Sığırların dört tane midesi vardır. - Zürafalar yüzemez. - Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur. - Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir, çünkü insan ölümüne en fazla sebep olan hayvandır. - Tüm dünyadaki kedi ve köpekler yılda 11 milyar dolarlık mama tüketmektedir. - İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür. - Kedi ve köpekler insanlar gibi ya sağ ellerini çok kullanırlar ya da sol. - Kirpiler suda batmaz. - Bir ıstakoz, ancak yedi senede, yarım kilo alabilir. - Salyangozların 25 bin civarında dişi vardır. - Mavi yunusların kalbi dakikada sadece dokuz kere çarpar. - Köpekbalıklarının kansere karşı bağışıklığı vardır. - Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır. - Büyükçe bir yunus günde 2 ton yiyecek tüketir. - Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar. - Kediler şeker tadını ayırt edemezler. - Amerika’da 58 milyondan fazla köpek vardır. - Zürafaların ses telleri yoktur. 21:32 - 12/3/2007 - yorum {yok} - yorum yazKediler-köpekler; Ekolojik dengenin gönüllü işçileri
YELDA EROĞLU
Kedi ve köpekler, insanla iç içe olmak için yaratılmışlar; temel
vazifeleri bize ‘dostluk’ etmek. Gariptir, bu hayvanların evcilleşme
ivmesi artıyor; ancak bu durum onların sokaklardaki varlığına ilişkin
tahammülsüzlüğü rehabilite edemiyor. Üstelik ekolojik dengenin
devamında mühim bir yerleri var.
1950’lerin başında bir sabah Borneo’lular, gökten kedi yağdığına şahit oldular. Aslında olaylar, bu kadar şaşırtıcı bir biçimde başlamamıştı. 1950’lilerin başında Borneo’lular büyük bir sıtma salgınıyla karşı karşıya kaldılar. Bunun üzerine Dünya Sağlık Örgütü (WHO), adaya, dev spreylerle büyük miktarda DDT sıktı. Sonuç tatmin ediciydi; sıtma taşıyan sivrisinekler yok olmuştu. Ancak yeni bir sorun baş göstermişti; Borneo’daki çatılar birer ikişer çöküyordu. WHO’nun sıktığı DDT, çatı ahşaplarını kemiren kurtların çoğalmasına engel olan yabanarılarını da öldürmüştü. Sorunlar bitmek bilmiyordu; DDT ile ölen böcekleri kertenkeleler yiyor, kertenkeleleri de kediler yiyip ölüyorlardı. Kedi popülasyonu yok olmaya yüz tuttuğunda etraf sıçan ve farelere kaldı. Bu defa Borneo, veba ve tifo salgınlarıyla yüz yüzeydi. Bu zincirleme gidişat veba ve tifoyla sonuçlanınca WHO, çareyi adadaki kedi nüfusunu tekrar çoğaltmakta buldu. Canlı kediler, uçaklardan paraşütlerle adaya atıldı. İstanbul’un köpekleri Modern dünya insan ilişkilerini kesintiye ve güvensizliğe sürükledikçe evcil hayvanların insan hayatındaki yeri ve önemi arttı. Ancak bu önem artışı, evcil hayvanların işlevlerinin değişmesini de beraberinde getirdi. Kedi ve köpekler artık, şehrin değil evin bir parçası. Görevleri de şehri zararlı kemirgenlerden, çöplerden korumak değil; şehir insanını duygusal altüst oluşlardan korumak. Belki de bu yüzden sokak hayvanları tanımlaması artık, doğal bir durumdan ziyade olmaması, sakınılması gereken bir durumu işaret ediyor. Talihsizlikten ötürü olmaması gereken bir yerde bulunan hayvanları. Artık sokakta gördüğümüz hayvanlara sokakta oldukları için acıyoruz. Oysaki evcil hayvanların yaşam alanlarına dair algımız, çok yakın zamanlarda değişti. Osmanlı’nın başkenti İstanbul, sokak hayvanlarıyla belki de en çok haşır neşir olmuş kentlerden biri. Rivayet odur ki Bizans, kedilere düşkünlüğüyle bilinirmiş; bu yüzden de İstanbul’daki köpeklerin Türklerle birlikte geldiği iddia edilir. 19. yy’ın başına kadar köpekler, İstanbul kartpostallarının göbeğine oturur ve şehrin simgesi addedilirler. Saadet Özen, “Yüz Elli Yılın Tanığı Notre Dame de Sion” adlı kitabında, bu okulların kurucularından Peder Théodore’un, 1858 yılında ziyaret ettiği İstanbul izlenimlerini aktarır. Bu izlenimlerde köpekler önemli bir yer tutar; “Sokaklardaki köpeklerin hepsi birbirine benziyor. Sükunetleriyle, Türkiye’nin hijyenine olan katkılarıyla ülkenin en mazlum sakinleri onlar, İstanbul’un halk sağlığı komitesi desek yalan olmaz”. Gerçekten de Ortaçağ Avrupa’sında, batıl inançlara binaen yapılan kedi itlaflarını izleyen veba salgınları hatırlanacak olursa İstanbul, pek de salgın hastalık yüzü görmez. Sokak hayvanları kanalizasyonlardan çıkan zararlı hayvanları öldürür, artık gıda maddelerini yiyerek yok eder ve deprem, yangın gibi felaketlerde siren vazifesi görürler. Sürgün köpekler Sokak Köpeklerinin Tarihi adlı bir kitap kaleme alan Ümit Sinan Topçuoğlu’na göre İstanbul köpeklerinin rahatı, Batılılaşma hamleleriyle birlikte bir daha geri gelmemecesine kaçar. İstanbul, tarihindeki ilk köpek itlafını 2. Mahmut’la birlikte görür. Gece vakti Galata’da İngiliz bir turist, köpeklerden kaçmaya çalışırken yüksek bir duvardan düşüp ölür. İngiliz hükümetinin sitemi üzerine 2. Mahmut, şehirdeki tüm köpeklerin toplanıp Hayırsız Ada’ya götürülmesini emreder. Halk bu emre öylesine direnir ki ferman geri alınır. İkinci büyük köpek itlafı Sultan Abdülaziz dönemine rastlar. Köpekler toplanıp Hayırsız Ada’ya götürülür. Ancak bu sürgünün hemen ertesinde İstanbul bir yangına sahne olur. 1865 Eylül’ünde yaşanan bu yangınla Beyazıd’dan Gedikpaşa’ya tüm konaklar kül olur. Halk, bu yangını köpek sürgününe bağlar. Bir taraftan, köpeklere bunca kötü davrandıkları için cezalandırıldıklarını; diğer taraftan ise köpekler hâlâ şehirde olsaydı yangını haber verip yayılmasını önleyebileceklerini düşünürler. Halk öyle tepkilidir ki köpekler, teknelere yüklenip geri getirilirler. İstanbul köpekleri 2. Abdülhamit döneminde eski rahatlarına kavuşur gibi olurlar. Dünyada üçüncü kuduz enstitüsünü İstanbul’da kurduran 2. Abdülhamit, köpeklerle uğraşmaktansa kuduzla uğraşmayı yeğler. Ne var ki 2. Abdülhamit’in devrilmesiyle birlikte köpek sürgünleri yeniden gündeme gelir. 1910 yılında Talat Paşa, vahşice toplanan köpekleri bir daha dönmemek üzere Hayırsız Ada’ya gönderir. Halk, sürgün köpeklere teknelerle yemek göndermek dışında bir şey yapamaz. İstanbul’daki köpek itlaflarını, kanalizasyonlardan çıkan fare istilaları ve çürüyen çöpler takip eder her seferinde. Ve kediler... Köpeklerin “kent estetiğini bozduğu” fikri ise ilk olarak Şinasi’den çıkıyor. 1864 yılında Tasvir-i Efkar’da bir makale yayınlayan Şinasi, İstanbul’daki sokak köpeklerinin ülkeyi kötü gösterdiğini savunur ve erkek köpeklerle dişi köpeklerin ayrı yerlerde sürgüne gönderilip köpek nüfusunun yok edilmesini önerir. Hariciye Nazırı Pertev Paşa da buna karşı, Mecmua-yı Fünûn’da Avave (Havlama) adlı bir yazı yayımlar. Yazıda bir köpek, hâkime, köpek haklarıyla ilgili bir dilekçe yazdırmaktadır. İstanbul’un eski sakinleri kediler ise itlaf ve sürgünlerden yakayı kurtarırlar. Bunda, kedilerin köpeklerden daha küçük cüsseli olmalarının yanı sıra köpekler kadar kuduzla özdeş görülmemeleri de etkilidir. Üstüne üstlük kediler, bağımsız karakterlerinden ötürü köpekler gibi sürü halinde gezmediklerinden turist de korkutmazlar. Çarşılı semtlerde yoğun olarak yaşarlar ve hangi dükkanın hangi saatte artıklarını boşalttığını bilirler. Bir nevi haraca kestikleri dükkanın eşiğinden içeri adım atmaz ve halk sağlığı gibi tehlikeli meselelere katiyen bulaşmazlar. Kedilerin en büyük hâmisi edebiyattır. Ahmet Hamdi Tanpınar, kucağında kedisiyle poz verir. Peyami Safa, “okuyorum okuyorum yine de kedim kadar bilemiyorum” diye kendini didikler. Kediler, münferit olaylar dışında İstanbul’da zulüm görmezler. Sokak hayvanlarının kentten sürülmesi, yok edilmesi ya da izole edilmesi, insan sağlığının garantisi değil aksine onu tehdit eden bir yaklaşım. Ekolojik dengeye yapılacak radikal müdahaleler, aynı ölçüde radikal sonuçlara varıyor ki bunlar hiçbir zaman hayırlı sonuçlar olmuyor. Sokak hayvanlarıyla değil, hastalıklarla mücadele etmek gerekiyor.12:53 - 27/10/2006 - yorum {yok} - yorum yazKâinatın dili
Bilindiği gibi yarasalar kördür. Cisimleri, gönderdikleri ses dalgaları sayesinde fark edip onlara çarpmazlar. Radar cihazları da yarasalardan yola çıkarak icat edilmiştir. Radarın mükemmeliyeti karşısında hayrete düşen insanın, yarasaları görmemesine ne demeli?
Dünyadaki bütün yılan balıkları Bermuda adasının güneyinde yumurtlar ve tekrar geldikleri yere dönüp hayatlarına devam ederler. (Akdeniz, Hindistan, Malezya vs.) Yumurtadan çıkan balıklar da ailelerinin olduğu bölgelere yönelirler. Pusulasız, ilimsiz ve yeni doğmuş bu yavrulara gidecekleri yönü kim fısıldıyor? Etle beslenen kuşlar öldürülürse yılanlar fazlalaşıyor. Yılanlar öldürülürse, kurbağalar fazlalaşıyor. Kurbağalar öldürülürse sinekler fazlalaşıyor. Bütün bunların hayatını birbirine bağlayıp bu muhteşem düzeni kim kuruyor? 02:07 - 27/9/2006 - yorum {yok} - yorum yazGör, Düşün, İBRET AL!
02:20 - 16/6/2006 - yorum {yok} - yorum yazEn Güvenİlmez DİŞİ: Ankebut [
09:59 - 15/5/2006
|
Tanım ; Diyalog'un kelime anlamı Yunanca dialogos kelimesi fransızcaya dialogue olarak geçmiş, Türkçede diyalog olarak kullanılmaktadır. Karşılıklı konuşma demektir.Kişiler ya da, ideolojik, siyasi taraftarlarla karşıtları arasında, ayrılık konuları üzerinde bir anlaşmaya, geçici veya kalıcı bir uzlaşmaya varmak için görüşüp konuşmaya, ilişkiler geliştirmeye diyalog denmektedir. "Dinler arası diyalog" ise, adından anlaşıldığı üzere, farklı ırk ve kültürlerden, değişik inanç, kanaat ve siyasi anlayıştan Ana Sayfa E-mail (diyalogveegitim@gmail.com) Arşiv...Tüm yazilar ------------------------------------- M.F.GÜLEN STV ZAMAN BURC FM AKSIYON SIZINTI OSMANLICA ISLAM HUKUKU /Hayrettin Karaman KURAN DINLEYELIM HERKUL SORULARLA ISLAMIYET YÜZ OKUMA SANATI ERMENI SORUNU SAGLIK SAKINCALI MADDELER IBADET ESMA-ÜL HÜSNA HAT VE EBRU MICROSOFT NEY ÜFLE NUR PENCERESI GAZETE ILK SAYFALARI EBRU TV ZAMAN AILEM En Son Eklenen Yazılar - Çocuğum kitap okusun istiyorum - İslâmî bir farz: Tefekkür - Bangladeş'taki Türk Okulundan 'Eşsiz' Başarı - Peygamberimiz her zaman mütebessimdi - İyiliği yaymaya çalışalım - Haftada bir sohbet iyi gelir! - ''DIŞ DÜNYAYA AÇILMA KONUSUNDA TÜRK OKULLARI ÖNCÜLÜK ETT - M.FETHULLAH GÜLEN - Kalbim Uyumaz!.. - Bilinmeyen Yönleriyle Peygamber Efendimiz (SAV) Kategoriler
|