DİYALOG VE EĞİTİM ...

Hikmet penceresi

Kategori: KITAP

Osmanlı’nın son dönemlerinde pek çok eser kaleme alan Ali Emirî Efendi’nin kitabı, İslam tarihi boyunca değişik âlim, zahid, fazıl büyük insanlarımızın ifade ettikleri veciz ve hikmetli sözleri içeriyor.

Kitapta her biri hayat düsturu ifade eden sözler, alfabetik olarak sıralanmış.

Ali Emiri Efendi

Hakikat Çiçekleri

136 sayfa

Kaynak Yayınları, 0216 318 42 88

14:29 - 20/1/2008 - yorum {yok} - yorum yaz

Dedem Korkut yeniden soyladı

Kategori: KITAP

ADNAN KAYIHAN
azreti Resul Aleyhisselam zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler bir er kopdu, Oğuz’un ol kişi tamam bilicisiydi, Oğuz’un içinde tamam velayeti zahir olmışıdı, ne derse olurdu, gayipden dürlü haber söylerdi, Hak Taâla anun gönlüne ilham ederdi…” Kitab-ı Dedem Korkut âlâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan böyle başlar.

Sonra 12 hikâyede, Türk boylarının komşularıyla münasebetlerini, ‘kâfir’lerle mücadelesini, konup göçmelerini, evlenip çoğalmalarını, aile hayatlarını, ölümlerini, doğumlarını, çocuklarına isim vermelerini anlatır. Ve tabii ki her hikâyede Korkut Ata’mız sahneye çıkıp boy boylar, soy soylar, alıp sazı eline, “Hani dediğim bey erenler / Dünya benim diyenler / Ecel aldı yer gizledi / Fâni dünya kime kaldı? Gelimli gidimli dünya / Ahir son ucu ölümlü dünya…” diye şiir söyler.

Bu yazıya başlarken içime ‘kâfir’ bir şüphe düştü. Tam da 2008’in ilk günü… Anaokullarına Noel Baba’nın hediyeler getirdiği, vitrinlerin haftalar öncesinden Noel renklerine boyandığı memleketimizde; yılbaşı gecesi sabahlara kadar çılgınca eğlenip ertesi günü ikindi sularına kadar ortalığa çıkamayan necip halkımız, şu bizim Türk kocası Dede Korkut’u hatırlar mı? Hatırlar, hatırlar… Ne kadar unutmuş görünse de bu topraklarda doğup büyümüş hemen herkesin hafızasında, o bilge Türk Kocası’nın ruhundan bir şeyler mutlaka vardır, yaşıyordur.

Dedem Korkudun Kitabı tam bir şenliknâmedir, cümbüştür. İster masal diye okuyun, ister hikâye, isterseniz tarih ya da şiir… Kısa, tertemiz cümleleri, arı duru ırmakların akışı gibi çağlayıp giden dili, şiirli anlatımı ve şiirin bizatihi kendisi… Hikâyelerin kahramanları da bütün savaşçı görüntülerine rağmen sevimli, hatta mizahi bir yanları da olan neşeli tiplerdir. Kendinizi bu dilin musikisine kaptırdığınızda, kendinizi Oğuz’un ak sakallı ihtiyarlarının görüp takdir ettiği, al ipekli şalvarlı, atı deniz ördeği püsküllü, Kara Güne oğlu Kara Budak ile omuz omuza, kâfire kılıç sallarken bulursunuz.

Dede Korkut okumak, belirsiz bir zamanda, masalla gerçek arası olaylar zinciri içinde, hayal meyal bir coğrafyada, şiirle hikâye arasında akıp giden bir metinle yapılan doyumsuz bir yolculuktur. Her şey biraz buğulu, biraz hayal meyâldir; çünkü hikâyelerin ne zamanı ne mekânı ne de yazıya geçiriliş tarihi tam olarak bellidir. Evet, hikâyeler hâkim kabule göre Oğuz beylerinin hayatını anlatır ve VI. yüzyılda Çin’den Karadeniz’e kadar uzanan bir alanı içine alan Oğuz coğrafyasında geçer. Boğaç Han, Salur Kazan, Bamsı Beyrek, Uruz Bey gibi kahramanlar da Oğuz beylerinden başkası değildir. Hikâyelerin kahramanları, Oğuz ili denen Doğu Anadolu ve Azerbaycan bölgesinde Rum İmparatorluğu, Gürcüler, Abhazlar gibi komşularıyla savaşmaktadır. Yine hâkim kanaate göre olaylar, Oğuz Türklerinin İslamiyet’le tanıştığı; fakat İslam’ın henüz hayata bütünüyle hâkim olmadığı zamanlarda geçer. Kahramanlarımız duru sudan abdest alıp adı güzel Muhammed’e salavat getirip iki rekat namaz kılarlar…

Bütün bunlara rağmen hikâyelerin daha eski çağlara ait olduğunu, İslamiyet’le ilgisinin bulunmadığını, kahramanlarının Oğuz beyleri de olmadığını iddia edenler vardır. Zaten ne derleyen ne de yazıya geçiren bellidir. Dede Korkut’un kimliği de adamakıllı meçhuldür. Sonuçta, Dede Korkut hikâyeleri bir destanın parçalarıdır ve iç içe katmanlardan oluşmaktadır. Hikâyeleri gizemli, eğlenceli ve sevimli kılan, belki de neresinden tutarsanız karşınıza çıkan bu sisli hal, bu belirsizlikler âlemidir. Bütün belirsizlik ve sisli yapısına rağmen Dedem Korkudun Kitabı, Türkçenin en önemli kaynaklarından biridir. Prof. Fuat Köprülü’nün, “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dedem Korkut’u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.” sözünü biraz coşkulu, abartılı söylenmesine rağmen bütün bütün ihmal etmemek lazımdır. Bugün her ne kadar bambaşka hayatlar yaşasak, o arkaik atalarımızın ikliminden çok uzak olsak da mizacımızın derinliklerinde, insiyaklarımızda Dede Korkut’a gidip dayanan pek çok şeyin olduğunu şaşkınlıkla göreceğiz. Kadına, evliliğe, anne-babaya, yabancıya, toprağa, ağaca, eşyaya bakışımız Korkut Ata’nın kahramanlarından pek de uzak değildir. Düğün ve cenaze törenlerimiz, eğlencelerimiz, hatta güzellik anlayışımız Oğuz boylarının izlerini taşır. Hikâyelerdeki sayısız motifin bugün de hayatımızın içinde akıp gittiği gerçektir. Dilimizde de Korkut Ata’nın dilinden sayısız söz vardır: Ağ çıkarıp kara giymek, ayağı toprağına salmak, bir iki dememek, canı seyranda olmak, eli yakasında olmak, kanına susamak, kapıyı koyup bacadan kaçmak…

Gökyay’ın ömürlük çalışması

Kabalcı Yayınevi, Orhan Şaik Gökyay’ın (1902-1994) uzun yıllarını verdiği çalışması Dedem Korkudun Kitabı’nı yayımladı. 1400 sayfayı bulan bu kitap, doğrusu Köprülü’nün sözünün altını ‘fiziki’ olarak da dolduruyor. Dede Korkut hikâyeleri denince, çoğu okurun aklına, 12 hikâyeyi içeren o incecik kitaplar gelir. Peki, nasıl olur da o 12 hikâyeden tam 1400 sayfalık, ansiklopedik bir eser çıkar? Rahmetli Gökyay hocanın, “Bir imece ile meydana gelmiştir.” dediği eser, Dede Korkut ve hikâyelerle ilgili ortaya çıkan her bilgiyi, akla gelebilecek her sorunun cevabını bir araya getiriyor. Gökyay, Vatikan ve Dresden yazmaları bulunan hikâyelerin Dresden nüshasını esas almış, Vatikan nüshasını da yedekte tutarak ana metni desteklemiş.

Dedem Korkudun Kitabı’nda, 12 hikâyenin ardından, yaklaşık 280 sayfa tutan bir söz dizini verilmiş. Daha sonra, Dresden yazmasının tıpkıbasımı yer alıyor. “Kitap Hakkında” başlığı altında ise yazma ve basma Dede Korkut kitapları inceleniyor, bir bibliyografya veriliyor. Sonra da Dede Korkut hikâyelerinin tarihle ilişkisi, hikâyelerin coğrafyası, hikâyelerdeki kişiler inceleniyor. “Dil ve Üslup” başlığı altında lehçe farklılıkları, kelimeler, deyimler, atasözleri açıklamalarıyla birlikte veriliyor. “Motifler ve Töreler” başlığı altında ise Dede Korkut’taki İslam ve Şaman izleri, kültler, Türklere ait örf ve âdetler, bugün günlük hayatımızda yaşayan motifler belirleniyor. Tekrar başa dönecek olursak, Gökyay hoca, ‘imece’ müessesesini işleterek sadece Türkiye’de değil, Japonya’dan İtalya’ya, Azerbaycan’dan Hollanda’ya kadar Doğu’da ve Batı’da Dede Korkut ile ilgili yapılmış hemen bütün çalışmaları toplamaya çalışmış. Böylece Dede Korkut hakkında çalışmış bütün araştırmacıların katkıları ve dikkatleri; bütün tartışmalar, fikirler, itirazlar bir bütün olarak elimizin altında toplanıyor. Metin incelemeleriyle, eserin bir Türklük bilgisi kitabına dönüştüğünü söylemek sanırım mübalağa olmaz. Evet, hacmi, doğal olarak da fiyatı biraz fazlaca; ama buna rağmen her kütüphanede bulunması elzem bir eser bu. Türklük âleminin böyle kaç tane ‘temel’ kitabı var ki!

Prof. Dr. Muharrem Ergin, yıllar önce yayınladığı Dedem Korkudun Kitabı’nın önsözünde şöyle demişti: “Dede Korkut Kitabı, Türk çocuklarının ruh ve kafa yapısını tek başına sağlam tutacak kudrette ve karakterde bir eserdir. Bu kitabı okuyan ve hazmeden bir Türk’ün kolay kolay yolunu şaşırmayacağı emniyetle söylenebilir. Her Türk’ün evinde bulunması lazım gelen bu aziz ve yüce kitabın milli kültürün ruhlara sindirilmesinde açacağı çığır, milletimizin geleceği için büyük bir teminat olacaktır.”

Orhan Şaik Gökyay’ın kitabı hakikaten yüce bir eser olarak kitaplıklarımızın baş köşesinde duracak. Gökyay’a rahmet, Kabalcı’ya teşekkür…

14:25 - 20/1/2008 - yorum {yok} - yorum yaz

Jill Carrol: Gülen’in İslâmî Öğretisi ve Hümanist Söylem

Kategori: KITAP

f.tuncer@gyv.org.tr

Faruk Tuncer
06.11.2007

“Gülen Hareketi Araştırmaları” kapsamında bugüne kadar 15 civarında eser yayınlayan Ufuk Kitap birbirinden ilginç kitaplar yayınlamaya devam ediyor. Yayınlanan her kitap okuyucunun yoğun ilgisini çekmiş. İtiraf etmek gerekir ki, bu seride çıkan her kitaptan sonra okur, “acaba bundan sonra yayınlanacak eser ne olacak?” merakıyla bir beklenti içine giriyor. Bunun içindir ki serinin son kitabı belki de en ilgi çekici olanı: “Medeniyetler Diyaloğu, Gülen’in İslamî Öğretisi ve Hümanist Söylem”. Neden mi?

 

B. Jill Carrol

 

 

 

 

 

 

Öncelikle yazar Jill Carroll’un kitaba ad olarak öngördüğü isim üzerinde duralım: “Medeniyetler Diyaloğu, Gülen’in İslamî Öğretisi ve Hümanist Söylem”. Adından da anlaştığı üzere kitap üçlü bir sac ayağa oturuyor.

1. Medeniyetler diyaloğu: Aslında kitap ve muhtevasını en iyi açıklayan ifade budur. Çünkü her ne kadar isimler üzerinden gidilse de kitapta kısmen de olsa Batı medeniyeti ile İslâm medeniyeti arasında bir diyalog köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır. Buna Konfüçyanizm de dahil edilecek olursa Uzak Doğu medeniyetleriyle de diyalog ilişkilendirmesi yapılabilir. Dolayısıyla metin yönünden tam bir medeniyetler karşılaştırılması söz konusudur.

2. Gülen’in İslâmi söylemi: Gülen’in söylemi İslâmî’dir. Bu son derece tabii bir durumdur. Çünkü o klasik eğitimle yetişmiş bir İslâm alimdir. Konuşmalarında ve yazılarında hep İslâmi bir jargon kullanması bunun sonucudur. Eğitim, sorumluluk, ahlâkî ilkeler gibi genel konularda bile Gülen’in söylemlerindeki İslâmilik hemen fark edilebilir bir husustur.

3. Hümanist söylem: Aslında bu başlık, kitabın ana eksenini oluşturmaktadır. Kitapta yer alan düşünceler daha çok insanlığın top yekûn yararına olacak konulardan seçilmiştir. Farklı özelliklere sahip ve birbirine zıt fikirleri olan düşünürlerin hümanizm ortak paydasında buluşmaları hemen göze çarpan bir diğer husustur. Ayrıca tartışma alanlarına girmeyip herkesi kendi konumunda kabulü bir ilke haline getiren Gülen’in söylemlerindeki “Yaradılanı severiz yaradandan ötürü” yaklaşımı bu perspektiften el alınmaktadır.
…………
Tekrar yazar Jill Carroll ve kitabına dönecek olursak;

Bu kitabı farklı kılan iki önemli özelliği bulunmaktadır:
1.İnsani ilimler bağlamında Gülen’in düşüncelerini inceliyor olması.
2.“Metin üzerinden diyalog kurmak” gibi farklı ve yaygın olmayan bir usûl benimsemesi.
Şaşırtıcı gelebilir ama elinizdeki kitap aynı zamanda bir “bestseller”dir. Yani kendi alanında “en çok satanlar” listesine girmiş bir kitaptır. Peki felsefe gibi herkesin ilgi alanı olmayan ve ağır bir içerik taşımasına rağmen bu kitabı bu denli popüler kılan nedir?
Elbette bunu tek bir nedene bağlamak yanlış olur. Farklı nedenler üzerinde durulabilir. Hemen belirtmek gerekir ki Gülen hareketi üzerinde yurt içinde ve yurt dışında yayınlanan kitapların okuyucudan çok yoğun ilgi gördüğü muhakkak.

Bir diğer neden kitabın tarzı ile ilgili olsa gerek. Çünkü dünyaca tanınan felsefe adamlarıyla Gülen’i karşılaştırmak en azından şimdiye kadar kimsenin pek aklına gelmemiş bir düşüncedir. Öte yandan, yabancı bir hanım yazarın Gülen ve onun adıyla anılan harekete duyduğu bilimsel ilginin nedeni de göz ardı edilmemelidir…

Bunlardan hangisi kabul edilirse edilsin, felsefî içeriğe sahip bir kitabın bu kadar popüler olması en azından ülkemiz için sıklıkla karşılaşılan bir durum değildir.

Aslında bir yönüyle bu kitabı farklı kılan, Batı’da yaygın olan ancak bizde pek bulunmayan bir “metinsel diyalog” yönteminin okuyucuyla buluşmasıdır.

21. yüzyıl, insanların daha önce hiç olmadığı kadar birbiriyle iletişim ve etkileşim yaşadıkları, küresel bağlantılar dünyası olduğu dikkate alınırsa bu kitabın önemi daha da artar. Kitabın yazarı Dr. Carroll’un ilgi alanı daha çok farklı düşünürler arasına benzerlikler kurmaktır.

Carroll yaptığı bu çalışmayı sadece bilimsel ve özgün olarak tanımlamıyor, ayrıca bir “rol model” geliştiriyor. Çalışmasının sistematiğini, metinsel diyaloglarını kavramlar üzerinden kurguluyor: Ahlâk, özgürlük, ideal insanlık, eğitim ve sorumluluk.

Bu beş temel kavramdan her birini Gülen ve diğer filozoflar ile metin yönünden karşılaştırıyor. Yani mesela özgürlük başlığı altında Mill ile Gülen’i diyaloğa sokuyor. Farklı ve hatta birbirine taban tabana zıt düşünürlerin fikirlerinde ortak noktalar arıyor. Yani metin üzerinden diyalog kuruyor. Yazar eserde metin diyaloğunu farklılıklar değil ortak alanlar üzerine inşa ediyor. Sartre ile Gülen’i karşılaştırırken, sorunlu alan olan “yaradılış” kavramı üzerinden değil de “sorumluluk” ilkesi ve düşüncesi üzerinden yapıyor.

Yazar neden bu düşünürleri seçmiştir peki? Ya da bu seçimde ortak özellikler var mıdır? Öncelikle Konfüçyüs, Eflatun, Kant, Mill ve Sartre gibi filozoflar beşeri/insanî bilimler denince akla gelen ilk isimlerdir. Kitap buyunca görüleceği gibi yazar seçtiği bu düşünürlerin ortak yönünü hümanist oluşlarına bağlamaktadır. Ona göre bu düşünürler; insan hakikatinin özü, iyi bir insan yaşamı, devlet ve ahlâk konularındaki temel meselelere eğilmişlerdir.

Eserin bir başka özelliği ismi geçen düşünürlerden her birini diğeriyle değil de sadece Gülen‘le karşılaştırmasıdır.

“Medeniyetler Diyaloğu….”nda,  dünyaca ünlü bir düşünür olan Prof. Dr. Akbar Ahmed’in geniş bir önsözü bulunuyor. Aslen Pakistanlı olan Akbar Ahmed özellikle İslâmi araştırmalar konusunda yetkin biri. Amerikan kamuoyunun da yakından tanıdığı bir isim. Gerek Carroll’un kitabıyla ilgili gerekse Gülen hareketi hakkındaki izlenim ve düşüncelerini anlattığı geniş önsözün sonunda, bir baba ve bir dede olarak bu kitaba konu olan medeniyetler diyaloğunun önemi ve Gülen hareketinin buna katkısını altının çizilmesi gereken çok önemli bir konu olduğunu ifade ediyor. Ayrıca Akbar Ahmed’e göre, metin diyaloğunu gerçekleştirme konusunda hiç kimse Dr. Carroll’dan daha yetkin ve ehil değildir. Gülen konusunda sık yazan ve araştıran biri olarak onun karşılaştırmalı din felsefesi arka planı ile birleştirilince söz konusu eserin değeri daha da artmaktadır.

Elinizdeki kitapla ilgili birkaç hususun daha belirtilmesi gerekiyor. Yazar ele aldığı kişiler hakkında biyografik bilgi vermiyor. Ancak biz okuyucuya kolaylık olsun diye adı geçen filozofların kısa biyografilerini de kitabın sonuna koymayı uygun bulduk.

Gerekli gördüğümüz bazı yerlerde dipnot ilaveleri yaptık. Yazarın kullandığı alıntıları bölüm sonlarına aldık.

Dikkatli okuyucuların hemen fark edeceği gibi özellikle yazarın Gülen’den yaptığı alıntıların orijinallerini yani Gülen’in kendi ifadelerini koymayı tercih ettik. Eserin İngilizceden tercüme edildiği dikkate alınırsa bu durum eserde kolayca fark edilecektir. Birkaç yerde bütünlüğün korunması için Gülen’den yapılan alıntıları biraz uzattık. Ancak bunu dipnotta belirttik.

“Medeniyetler Diyaloğu…” özellikle felsefi bir metin güçlüğü dikkate alınarak okunması gereken bir kitap.

01:38 - 12/1/2008 - yorum {yok} - yorum yaz

Kırık Testi Serisinden Yeni Bir Kitap: Ölümsüzlük İksiri

Kategori: KITAP

   

  

 Onursal Başkanımız Fethullah Gülen’in  Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yayınlarından çıkan ve yüzbinlerce okuyucunun heyecanla beklediği Kırık Testi Serisine bir yenisi daha eklendi. Seride “Ölümsüzlük İksiri” adıyla çıkan 7. kitabın önsözünü Gazeteci Yazar Ali Bulaç kaleme aldı.

Kitapta son zamanlarda Türkiye’nin gündemine damgasını vuran şehitler ve cenazelerinden, kadın ve gençlik anlayışına, ticaretten yaşlılığın dünyasına, duadan övülme tutkusuna kadar pek çok konuya yer verilmiş.

 

01:36 - 12/1/2008 - yorum {yok} - yorum yaz

Mansur el Sabah: Bu kitabı okumayanın canına okurlar!

Kategori: KITAP

DİLEK CİHAN GÜRAY
Zamanı, sevgiyi, insanı, sağlığı, ekmeği… Her şeyi ama her şeyi sürekli tüketiyoruz. Ülkemizde de çılgınlık boyutuna ulaşan tüketime, Mansur el Sabah yazdığı "Tüketim Cumhuriyeti" kitabı ile karşı çıkıyor. Sabah'a göre maneviyat bile tüketile tüketile dibe vurdu.

Tüketim çılgınlığı bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çığ gibi büyüyor. Radyo programlarıyla tanıdığınız Mansur El Sabah, “Tüketim Cumhuriyeti” isimli kitabıyla bam telimize dokunuyor. Sadece somut tüketimi değil, gittikçe içimizde erittiğimiz birçok duygu tüketimini de konu edinmiş El Sabah. “Üretebildiğimiz tek şey tüketmek.” diyen yazar, “Tüketiyoruz ve tükeniyoruz, işin acı tarafı da kimse tükettiğinin ya farkında değil ya da kabul etmiyor.” vurgusunu yapıyor. Kitapta zaman tüketiminden, insan tüketimine, ekmek tüketiminden maneviyat tüketimine kadar her konu ayrıntılarıyla ve örneklerle yer alıyor. El Sabah, ele aldığı her konuyla ilgili hadis-i şerif, atasözlerini referans göstermiş. Bazı kitaplar vardır ki onu hemen okumak lazım. İşte “Tüketim Cumhuriyeti” tam böyle bir kitap ve okumak için yarını beklemeyin.

Sürekli tükettiğimiz için bu aşırılığı dillendirip yazmak zor olmamıştır herhalde?

İnsanlık bin yıllardır tüketiyor; ömrünü, işini, aşkını tüketiyor. Kitabın yarısından sonraki bölümdeki şeyler somut tüketimden bahsediyor. Genelde zaman, sevgi, insan tüketimi var. Bunlar çok önemli kavramlar. Normalde herkesi de rahatsız edecek bir kitap. Çünkü tükete tükete kendimizi tükettik. Biz, bize lazım olanı harcadığımızın dışında fazla yapılan işleme tüketim diyoruz. İnsanlar su ve ekmekle yaşamalı demiyoruz. Bir hırka bir sofra olmalı demiyoruz.

Türk halkı en çok ne tüketiyor?

En çok zamanı tüketiyoruz. Zaten kitapta birinci sırada yer alan konu zaman tüketimi. Ne olursa olsun asla bir daha gelmeyecek olan zamandır çünkü. Dünya genelinde de sevgi tüketiliyor. ABD’de birçok kişi ailesinden ayrı yaşıyor, sevgisiz yaşıyor. İnsanlar tekliğe doğru gidiyor. Ben tek olayım, istediğim zaman bir işim olsun, istediğim zaman bir eşim olsun, istediğim zaman annemi babamı göreyim tarzında bir tür Şikago sendromu. İnsan tek başına olursa sorumluluktan kurtulduğu zaman olumsuzlukların üstesinden daha kolay gelebileceğini düşünüyor.

‘Maneviyat tüketile tüketile dibe vurdu’ diyorsunuz…

Biz hayatımızda birçok şeyi sözde yaşıyoruz. Müslüman’ız derken sözde, Türk’üm derken sözde, merhametliyim derken sözde, benim sevgi dolu bir kalbim var derken sözde. Özde olması için bir tek şey gerekiyor: yapmak, eylem, hareket, aksiyon, amel...

‘Bir ülkenin somut tüketimini görmek için çöp bidonlarına bakmak, soyut tüketimini görmek için de suratlara bakmak lazım’ diyorsunuz, burada önemli mesajlar var.

Dinimiz diyor ki, “Yiyiniz, içiniz; ama israf etmeyiniz!” Çünkü Allah israf edenleri sevmez. Biz her şeyi dışarıdan alıyoruz ve çöpe atıyoruz. Çöp tenekesi ve mideyi doldurmakla meşgul olan kişilerin bunların faturalarını gördüğünde suratlarının ne hale geldiğini görüyoruz. Güle oynaya yaptığımız alışverişlerin ekstresine herhalde hiç kimse, “Hahaha ne güzel ekstre!” diyerek gülmüyor.

Ama her şey tüketime itiyor insanı. Vitrinler, restoranlar öyle göz alıcı, öyle iç açıcı ki...

Senin cebindeki paraya herkes ortak olmak ister; ama dertlerine kimse ortak olmak istemez. Bu, günümüzde çılgınlık ve israf boyutuna ulaşmıştır. Anneler Günü, Babalar Günü, falancalar günü, filancalar günü. Bizim tüketimimiz had safhada devam ediyor.

Hep tüketim hep tüketim, hiç mi tasarruf yapmıyoruz?

Biz elektrik faturasından, su faturasından tasarruf yapmaya çalışıyoruz. Oysa kitapta yazılanları düşünmeniz kaydıyla bile üretime geçebilirsiniz. Tüketmekten vazgeçmek üretme hanesine geçer. Büyük şirketler darda kaldıklarında giderleri kısarlar. Giderden gelir elde etmek için.

Kitabınızda Peygamber Efendimiz (Sav)’den, Atatürk’ten ve dünyaca ünlü çeşitli düşünürlerden sözler almışsınız...

Benden önce yaşayan insanlar vardı, onlar da bunları söylüyorlardı. Ben biraz daha kapsamlı söyledim; ama asla onları unutmam. En son söze Allah’ın sözünü koydum. Neden son söze? Çünkü o sözden anlamayanı hiçbir şey paklamaz.

               http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=11&hn=4367

13:15 - 24/5/2007 - yorum {yok} - yorum yaz

Sonraki Sayfa
Tanım ;
Diyalog'un kelime anlamı Yunanca dialogos kelimesi fransızcaya dialogue olarak geçmiş, Türkçede diyalog olarak kullanılmaktadır. Karşılıklı konuşma demektir.Kişiler ya da, ideolojik, siyasi taraftarlarla karşıtları arasında, ayrılık konuları üzerinde bir anlaşmaya, geçici veya kalıcı bir uzlaşmaya varmak için görüşüp konuşmaya, ilişkiler geliştirmeye diyalog denmektedir. "Dinler arası diyalog" ise, adından anlaşıldığı üzere, farklı ırk ve kültürlerden, değişik inanç, kanaat ve siyasi anlayıştan

Ana Sayfa
E-mail (diyalogveegitim@gmail.com)
Arşiv...Tüm yazilar
-------------------------------------
M.F.GÜLEN
STV
ZAMAN
BURC FM
AKSIYON
SIZINTI
OSMANLICA
ISLAM HUKUKU /Hayrettin Karaman
KURAN DINLEYELIM
HERKUL
SORULARLA ISLAMIYET
YÜZ OKUMA SANATI
ERMENI SORUNU
SAGLIK
SAKINCALI MADDELER
IBADET
ESMA-ÜL HÜSNA
HAT VE EBRU
MICROSOFT
NEY ÜFLE
NUR PENCERESI
GAZETE ILK SAYFALARI
EBRU TV
ZAMAN AILEM

En Son Eklenen Yazılar
- Çocuğum kitap okusun istiyorum
- İslâmî bir farz: Tefekkür
- Bangladeş'taki Türk Okulundan 'Eşsiz' Başarı
- Peygamberimiz her zaman mütebessimdi
- İyiliği yaymaya çalışalım
- Haftada bir sohbet iyi gelir!
- ''DIŞ DÜNYAYA AÇILMA KONUSUNDA TÜRK OKULLARI ÖNCÜLÜK ETT
- M.FETHULLAH GÜLEN
- Kalbim Uyumaz!..
- Bilinmeyen Yönleriyle Peygamber Efendimiz (SAV)
Kategoriler

- ----------- Locations of visitors to this page