RİSALE-İ NUR’DA ÇOCUK

Betül Artış
Psikolog
betulartis@yahoo.com
 

“Bir çocukla konuşup söz anlatmak, bir filozofla konuşmaktan aşağı değildir” der  Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri. (İşaratü’l-İ’caz, s. 209.) Filozofla konuşabilmek üstün bir zekâ, kıvrak düşünebilme yeteneği, iyi bir genel kültüre sahip olma becerisi gerektirir. Çocuklarla konuşurken çocukça tabirler kullanılarak onların seviyesine inilmesi gerektiğini, onların özel davranılması gereken varlıklar olduğunu risalelerinde her fırsatta tekrarlar. Çocuk psikolojisinin temelinde de çocukların seviyesine inebilmek, onlarla aynı dili konuşabilmek yatar.
Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerini incelediğimizde çocuklardan bahsederken her fırsatta onların nazik, nazenin, nazlı yavrular olarak nitelendirildiğine şahit oluruz. Risalelerde çocukları özellikle ele almış, onların şefkat beklediklerini, dünyanın ürkütücü hâllerinde nazik ruhlarına iman çekirdeği yerleştirmekle, huzur bulup yeteneklerini geliştireceklerinden bahsetmiştir. Eğer insan sadece fizikî görünüşünden oluşsaydı ona bilgi, görgü ve hayatın çeşitli eğlenceleri yetecekti. İnsan olmanın gereği olarak bu masum çocuklar ilerde hayatın türlü zorluklarına katlanacaklar, küçük kalplerinde çok uzun arzuları olacak ve küçük kafalarında büyük amaçlar taşıyacaklar. Bu durumda dayanma noktalarının ve yardım isteyecekleri bir yerin olması gerekir. Bunu çocuğuna veremeyen bir anne-baba onu manevî olarak öldürmüş gibidir. Bu manalar, günümüzde çocuğunu en güzel şeylerle yedirip, içirip giydirip bununla çocuğunu tatminsizliğe itmiş ailelere güzel bir mirastır. Risalelerde çocuk kıymetini bulmuş özel bir yere konmuş, ihtiyaçlarından bahsedilmiş, sevgi ve şefkat konusuna lâyık olduğu değer verilmiştir.
Eserlerinde, insanların çocukla ilgili olarak akıllara gelebilecek önemli bazı soruların cevapları da verilmiştir. Çocukların başına gelebilecek bazı hastalıkların onlar için zulüm olmadığı aksine dünyanın zorluklarına karşı antrenman yerine geçeceğini, anne-babasının sevap kazanacağını söyleyerek onları rahatlatmıştır. Çocuğun günahsız olması sebebiyle ilerde işleyebileceği büyük günahlara kefaret olacağı, manevî ilerlemesine de yararları bulunacağı belirtilmiş, annesinin o anki şefkat ve üzüntülerinin annenin lehine işleyeceğine yer verilmiştir (Hastalar Risalesi). Mantıken düşünecek olursak şöyle bir çevremize baktığımızda olgun ruhların birçok üzüntülerden geçerek bu hâle ulaştığını görürüz. Zorluk görmeden büyüyen çocuklar yetişkinliğe eriştiklerinde çocuksu tabiatları vardır, en ufak bir olay yıkılmalarına sebep olur. İnsana düşen başına gelenlere şikâyet etmek değildir, çözüm yolları aramak, gerektiği anda sabır göstermektir. Bu tür durumlarda manevî dayanak olmasa insan zorluklara dayanmakta çok güçsüz kalabilir.
Psikolog olarak bazen çocuklarımıza ölümü nasıl anlatmalıyız tarzında sorulara muhatap oluyoruz. Ailelerin yanlış yaklaşımları çocukların ruhlarında derin yaralar açabiliyor. Sürekli ölen arkadaşından, büyüklerinden bahseden, bu üzüntüsünü dile getiren çocuklar oluyor. Oysa ki, bu konuda risalelerin bakış açısı çocuğun ruhunu incitmeyen bir anlatıma sahip. Çocukların nazik akılları ve dayanıksız ruhlarında yara açmamak için ahiret inancını yerleştirmemiz gerekir. Yoksa sürekli oyunla, haylazlıkla kendini meşgul edecek, üzüntülerini bastırıp bilinçaltına itecek, bilince çıktığında ise sıkıntı ve huzursuzluk çekecektir. Ahirete iman, endişe ve huzursuzluk yerine sevinç ve ferahlık verir. Ölen arkadaşının Cennette ondan daha rahat olduğunu düşünür rahatlar, ölen annesinin cennette onu kucağına alacağını, ona kavuşacağını düşünerek mutlu olur. (9. Şua) Küçücük bir çocuğun, ölümün yükünü minik ruhunda taşımasını beklemek insafsızlık olur ve onu derinden yaralar. Böyle çocuklar ileride hayata ve insanlara nefret besleyebilirler. Bediüzzaman bu konuya gereken önemi vermekle kalmamış aylarca karnında bebeğini taşıyıp onu büluğa ermeden kaybeden annelere teselli olarak risalelerinde özel bir bölüm ayırmıştır. Olaylara sadece maddî boyutundan bakmak sığ bir bakış açısıdır ve risalelerde bu dar alandan çıkıp soyut düşünebilme becerisi vardır. (Çocuk Taziyenamesi, Hanımlar Rehberi)
Said Nursî Hazretleri, cinsiyet ayrımı konusunda gelenekçi değil, mantıkçı ve sağduyuludur. Peygamberimizin "Oğlan çocuğunu seviniz" ifadesinin bir hikmetini  “Kızlar kendi kendini sevdirirler, onlar doğuştan sevimlidirler" diye açıklamıştır. Bediüzzaman, kız çocuğunun şefkat ve cemalin mazharı olduğundan erkek çocuğundan daha fazla sevileceğini, bu zamanda anne-baba hakkında kız çocuğunun daha hayırlı olduğunu çünkü dinî tehlikelere daha az maruz kaldığını belirtmiştir. (Kastamonu Lâhikası)

O, çocuklara karşı çok merhametli idi; sokakta gördüğü çocukları sever, okşar, güzel sözler söylerdi. Hizmet etmek için evlenememişti, kendini topluma adamış olduğundan çocuk sahibi olmaktan mahrum kalmıştı. Fakat bu masumlardan binlercesinin ileride Risale-i Nur’un iman gerçeklerinden haberdar olacağı onu bir nebze rahatlatıyordu. Onları manevî evlâdı kabul ederek kendine dayanma noktası yapmıştı. Emirdağ’da olsun kaldığı başka yerlerde olsun çocuklar arkasından “Bediüzzaman Dede!” diye çağırır yakınlık gösterirlerdi. Üstat Bediüzzaman çocukları pek sever, böyle etrafında toplandıklarında, "Masum olduğunuz için dualarınız makbuldür, bana dua ediniz" diye onlara iltifat ederdi.
Bir beldede çocukları kendisine karşı kışkırtmışlar ve onu çocuklara taşlatmışlardı. O çocuklara asla kızmamış, öfkelenmemiş hatta "Bunlar, Sure-i Yâsin’den mühim bir ayetin nüktesini keşfime sebep oldular" diye onlara dua ederlerdi. (Tarihçe-i Hayat, 4. kısım s. 287.) Sonra bu çocuklar onun duaları bereketiyle öyle bir hâle döndüler ki, onu uzak-yakın nerede görürlerse, koşarak yanına gelirler, mübarek elini öperler, duasını alırlardı. “Onlara evlâtlarım, siz masumsunuz, daha günahınız yoktur. Ben çok hastayım, bana dua ediniz, sizin duanız makbuldür” derdi. Günümüzde anne babalara bakıyorum çoğu, çocuklarıyla aynı yaştaymışçasına onların hareketine daha büyük şiddette karşılık veriyorlar. Çocuklara yaklaşım tarzını irdelemek açısından bu olay çok anlamlı geldi bana doğrusu…
“Kuvvetsizlikte, dokuz yaşındaki çocuk, doksan yaşındaki ihtiyara benzer. Fakat o kabre müteveccihen iner, eğilir, girer; şu ise, doğrulur, şebabe (gençlik) yükselir” der.  (Beyanat ve Tenvirler, s. 75.) Risalelerde Üstat Hazretleri çocuklara geleceğin tomurcukları hükmünde bakmayı bilmiştir ve değer vermiştir. Ona göre bir evde yüz cani bir masum olsa o masuma kıyılmaz. (22 Mektup) Düşmanlığa da son derece karşıdır. Anne ve babasına, ceddine düşmanlık yüzünden çocuğuna karşı taraflı davranmayı şiddetle kınar. Bu konular basit gibi görünse de doğunun bağrından çıkagelmiş bir kişi olarak kendi kültürümüzü hesaba alıp düşünürsek Bediüzzaman’ın bakış açısını daha gerçekçi bir şekilde değerlendirmiş oluruz sanırım.
Bediüzzaman Hazretlerinin çocuklara yaklaşım tarzını görenler, onun öncelikle hâliyle çok güzel bir örnek teşkil ettiğini, çocukların sorularını lâtife ile cevapladığından bahsederler. Ayrıca onlara hediyeler verdiğinden, iltifat ve ikramda bulunduğundan, her zaman üzerine basarak risalelerinde anlattığı gibi onların seviyelerine uygun anlatımlar yaptığını söylerler.
Çocuklara dinî terbiye yerine sadece medenî terbiye verilirse, anne babanın göstermiş olduğu şefkat ve merhametine karşılık hak ettikleri sevgi ve hürmeti görememe ihtimali daha yüksektir. Küçüklüğünde iman dersi almayan bir çocuk, daha sonra pek zor bir şekilde iman ve İslâmın esaslarını ruhuna sindirebilir. Bu, bir gayr-i Müslimin İslâmiyeti kabul etmesi kadar zor olur. (Hanımlar Rehberi)  Risale-i Nur'da çocuk, yaratıcının, anne ve babalara emanet verdiği sevimli ve nazlı bir varlık olarak tanımlanmıştır. Tertemiz kalbiyle, verilecek her şeyi almaya yeteneği vardır.
Anne- babalar, emanetlerinizi hakkıyla gözetiniz!

 
» Mart2006 sayısından...
» Bu yazı 19 kez okundu

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !